İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Psikanaliz

Sigmund Freud (1856-1939) psikanalizin kurucusudur. Freud bilinçaltı duygu ve düşüncelerin bilinçli hale getirilerek insanların tedavi edilebileceğini düşünüyordu. Psikanalizin amacı bastırılmış duygu ve düşünceleri ortaya çıkarmak diğer bir deyişle bilinçaltını bilinçli hale getirmektir.

Psikanalizin Varsayımları

  • Psikanalitik psikologlar psikolojik problemlerin kökünün bilinçaltı olduğunu düşünürler.
  • Gözlenen semptomların sebebi gizli rahatsızlıklardır.
  • Tipik nedenler gelişim sırasında çözülmemiş sorunlar veya bastırılmış travmalardır.
  • Tedavi bastırılmış düşünce bilinç düzeyine getirilerek danışanın bununla başa çıkmasından oluşur.

Bilinçaltını Nasıl Anlayabiliriz?

Psikanaliz bir kuram olduğu kadar bir terapidir de. Genellikle depresyon ve kaygı bozukluklarının tedavisinde kullanılır.

Psikanalizde Freud hastalarını bir koltuğa oturtur, kendisi de koltuğun arkasında durarak hastanın anlattığı çocukluk anılarını ve rüyalarını not alırdı. Psikanaliz psikanalistle birçok oturumda gerçekleştirilen uzun bir süreçtir.

Psikanaliz

Savunma mekanizmalarının doğası gereği ve bilinçaltını yöneten kararlı güçlere erişim zorluğu nedeniyle klasik psikanaliz haftada 2-3 oturumla birkaç yıl süren bir süreçtir.

Bu yaklaşımda sorunların altında yatan çatışmalar çözülmedikçe semptomları azaltmanın mantıksız olduğu kabul edilir; çünkü başka növrotik semptomlar ortaya çıkacaktır. Analist, hastaların dışarıdan bir müdehale olmadan aradaki boşluğu kullanarak kendi bilinçaltları üzerinde çalışabilmeleri için genellikle kendini çok az açığa vuran bir ‘boş ekran’dır.

Psikanalistler hastaları kendi içlerine bakmayı cesaretlendirmek için mürekkep testi, rüya analizi, serbest çağrışım gibi çeşitli teknik ve yöntemler kullanırlar.

1. Rorschach Mürekkep Lekesi Testi

Savunma mekanizmalarının doğası gereği ve bilinçaltını yöneten kararlı güçlere erişim zorluğu nedeniyle tek başına mürekkep testi bir anlama gelmez çünkü açık sonuçlar vermez. Lekelerin nasıl yorumlandığı önemlidir. Farklı insanlar bilinçaltı bağlantılarının oluşumuna göre farklı çıkarımlara varırlar.

Mürekkep testi lekeleri yorumlamak için hastaların kendi bilinçaltılarındaki bilgileri yansıtmaları dolayısıyla projektif bir testtir. B. F. Skinner gibi davranışçı psikologlar bu yöntemi subjektif ve bilimdışı olduğu gerekçesiyle eleştirmişlerdir.

2. Freud Dil Sürçmesi

Bilinçaltı düşünceler ve hisler Freud dil sürçmesi olarak ortaya çıkabilir. Kastetmediğimiz bir şeyi söyleyerek aslında gerçekten aklımızda olan şeyleri ortaya çıkarıyoruz. Mesela bir beslenme uzmanı “En iyi yemeği seçmeliyiz.” yerine “En iyi yatağı seçmeliyiz.” diyebilir. Başka bir örnek arkadaşının sevgilisini arayan birinin kişiye daha çok sevdiği için arkadaşının eski sevgilisinin adıyla hitap etmesi olabilir.

Freud dil sürçmesinin bilinçaltımıza bir kapı araladığını ve hiçbir şeyin kazara almadığını düşünüyordu.

3. Serbest Çağrışım

Psikodinamik terapinin basit bir tekniği hastaların akıllarına gelen her şeyi söylediği serbest çağrışımdır. Bu teknikte terapist “aile, çocukluk” gibi bir sözcük listesi okur ve hasta duyar duymaz aklına ilk gelen sözcüğü söyler. Bu serbest çağrışım sürecinde bastırılmış anı parçalarının gün yüzüne çıkacağı düşünülür.

Serbest çağrışım hasta direnç gösterirse veya aklına ilk geleni söylemekten kaçınırsa beklenildiği gibi çalışmayabilir. Diğer yandan direncin varlığı hastanın bastırılmış anıya yaklaştığına dair önemli bir ipucu verir.

Freud ayrıca serbest çağrışım sırasında zaman zaman hastaların çok yoğun duygular hissettiğini ve neredeyse bazı anılarını tekrar yaşadıklarını kaydetmiştir. Bunlar savaş veya tecavüz gibi anılara dönüşlerdir. Bu stresli anıların gerçekmiş gibi yaşanması bir duygusal boşalmadır. Eğer böylesi rahatsız edici bir durum terapi sırasında veya destekleyici bir arkadaşın yanında yaşanırsa ve kişi kendini daha iyi hissederse buna katarsis veya arınma denir.

Sıklıkla bu yoğun duygusal yaşantılar Freud’a hastalarının problemlerine önemli bir içgörü sağlamıştır.

4. Rüya İncelemesi

Freud’a göre rüya bilinçaltına giden kral yoludur. Ona göre bilinç bir sansür mekanizması gibi ama uyku sırasında çok daha az etkin. Böylece bastırılmış fikirler yüzeye çıkarlar.

Nihayetinde rüyanın görünen anlamıyla gizil anlamı arasındaki ayrımı anlamalıyız. Görünen anlam hatırladıklarımızdır. Gizil anlamsa gerçekte bunların ne anlama geldiğidir. Freud sıklıkla gerçek anlamın cinsel bir önem taşıdığını düşünüyordu ve cinsel semboller kuramında yaygın rüyaların gerçek anlamları üzerine konuşur.

Klinik Uygulamalar

Psikanaliz hastaların yaşamlarına büyük bir bakış açısı değişikliği kazandırmayı amaçlayan global bir terapidir. Bu, varolan yanlış bakış açılarının kişiliğin derinliklerine yerleşmiş olduğu varsayımına dayanır.

Global kuramlar davranışsal ve bilişsel yaklaşımlar gibi semptomların azaltılmasına yönelik sorun kaynaklı terapilere karşı çıkarlar.

Fobiler, panik ataklar, obsesif-kompulsif bozukluklar ve travma sonraso stres bozuklukları gibi anksiyete bozuklukları psikanalizin görünür biçimde çalıştığı alanlardır. Amaç danışanı idden gelen içgüdülerle uzlaştırmak veya anksiyetelerinin kaynaklarının çocukluk yaşantılarındaki ilişkilerin erişkinlikte tekrar ortaya çıkması olduğunu kavratmaktır. Svartberg ve Stiles (1991) ve Prochaska ve DiClemente (1984) terapilerin etkinliğinin tartışmalı olduğuna işaret ediyor.

Salzman (1980) ise psikodinamik terapilerin etkisinin fobiler ve obsesif-kompulsif bozukluklar gibi özel anksiyete bozuklukları üzerinde az, genel anksiyete bozukluğundaysa yüksek olduğunu söylüyor. Hatta Salzman (1980) hastaların durumları üzerine fazla düşünmesine sebep olabilecek (Noonan, 1971) olması nedeniyle psikanalizin obsesif-kompulsif bozukluk semptomlarını arttıracağını düşünüyor.

Depresyon bir yere kadar psikanalitik yaklaşımla tedavi edilebilir. Psikanalistler depresyonu erken çocukluğumuzda hepimizin yaşadığı ailelerimizden ayrı olduğumuzu fark ettiğimizde yaşadığımız tecrübelerle ilişkilendirirler. Bununla başa çıkmadaki yetersizlik hayatın sonraki dönemlerinde depresyona eğilimli olmakla ve depresif dönemler geçirmekle sonuçlanır.

Tedavi süresince hasta çocukluk anılarını açmaya ve onların etrafındaki saplantıları açmaya teşvik edilir. Aşırı düzeyde başkalarına bağımlı olma ihtiyaçları nedeniyle depresyon hastalarıyla çalışılırken özel ilgi gerekir. Amaç hastaların daha bağımsız olmalarını sağlayarak hayatlarındaki kayıpları/redleri/değişimleri anlama ve kabul etmelerine yönelik işlevsel yöntemler geliştirmelerini sağlamaktır.

Shapiro and Emde (1991) psikanalizin depresyonda sadece zaman zaman başarılı olduğu sonucuna vardırlar. Bunun bir sebebi de depresyon hastasının terapiye katılım için yeterli motivasyona sahip olmamasıdır. Bu gibi durumlarda daha yönlendirici ve zorlu bir yaklaşım yararlı olabilir.

Bir başka sebep de depresiflerin hızlı bir tedavi beklemeleridir ki psikanaliz tedavisi uzun sürer. Danışan terapiyi bırakabilir veya analiste bağımlı bir ilişki için stratejiler geliştirmekle ilgilenmeye başlayabilir.

Eleştirel Değerlendirme

  • Terapi çok uzun sürer ve kısa zamanda yanıt vermez.
  • Danışan tedaviye fazlasıyla zaman ve para ayırmak konusunda motive olmalıdır.
  • Kendilerinde daha da stres oluşturabilecek acı verici veya hoş olmayan anılarla yüzleşmek zorunda kalabilirler.
  • Bu tip bir terapi herkese veya her soruna uygun değildir.
  • Psikanalizin doğası danışan ve psikanalist arasında bazı etik sorunlara yol açabilecek güçlü bir dengesizlik yaratabilir.

Psikodinamik Yaklaşım

Psikodinamik yaklaşım insanı kendi içindeki bilinçaltı ve kişiliğin farklı yönleri gibi güçlerin ve güdülerin etkileşimine dayalı gören tüm kuramları kapsar.

Freud’un psikanalizi de özünde bir psikodinamik yaklaşımdı, ama psikodinamik yaklaşım bu fikirlerin üstüne inşa edilmiş  Jung (1964), Adler (1927) and Erikson (1950) gibi diğer fikirleri de kapsar.

Psikodinamik Yaklaşım

Psikanalitik ve psikodinamik genellikle karıştırılan kavramlardır. Freud’un kuramı psikanalizdir; Freud’u ve Freud’un fikirlerinin takipçilerini kapsayan geniş kavram ise psikodinamiktir. Ayrıca psikanaliz hem bir kuram hem de bir terapidir.

Sigmund Freud bir dizi kuram geliştirerek psikolojide psikodinamiğin temellerini attı. Fikirleri hastalarıyla gerçekleştirdiği terapilere dayanıyordu. Psikodinamik terapistler de genellikle depresyon ve anksiyete gibi rahatsızlıkları tedavi ederler.

Temel Varsayımları

  • Davranışlarımız ve hislerimiz çoğunlukla bilinçaltı güdülerden etkilenir.Bilinçaltı erişilemez zihinsel süreçleri yönetse de kişinin yargılamasını, hislerini ve davranışlarını etkiler. (Wilson, 2002) Freud’a göre (1915) bilinçaltı insan davranışının temel kaynağıdır. Bir buzdağı gibi zihnin en önemli kısmı aslında görünmeyen kısmıdır. Hislerimiz, güdülerimiz ve kararlarımız aslında bilinçaltımızda yer alan geçmiş anılarımızdan büyük ölçüde etkilenmektedir.
  • Psikolojik sorunlarımız da dahil bir yetişkin olarak davranışlarımızın ve hislerimizin temeli çocukluğumuzda yatar. Psikodinamik kuram çocukluğumuzdaki olaylar yetişkin yaşamlarımızda büyük öneme sahiptirler ve kişiliğimizi şekillendirirler. Çocukluğumuzdaki olaylar bilinçaltımızda kalırlar ve yetişkinliğimizde kimi sorunlara neden olabilirler. Kişilik, çocuklukta farklı zamanlarda (psikoseksüel gelişim sırasında) farklı çatışmaların oluşmasıyla şekillenir.
  • Kişilik id, ego ve süperego olmak üzere üç bölümden oluşur. İd, kişiliğin ilkel ve içgüdüsel yanıdır. Doğum beri kişiliğin cinsel içgüdüsü (libidoyu da içinde barındıran) Eros ve saldırgan (ölüm) içgüdüsü Tanatos gibi tüm yönlerini içerir. Egoidin gerçek dışı istekleriyle dış dünya arasında bir denge kurmaya çalışır. Kişiliğin karar veren kısmıdır. Süperego ise kişiliğin çevreden öğrenilen toplumun ahlak ve değerlerinin bir yansımasıdır. Kişiliğin bu kısımları zihnin aktif bölümü egoyla sürekli çatışma halindedirler. Bu çatışma egonun savunma mekanizmalarıyla yanıt verebileceği anksiyete gibi sorunlara yol açar.
  • Tüm dil sürçmesi de dahil tüm davranışlarımızın genellikle bilinçaltı bir nedeni vardır. Psikodinamik kuram tüm davranışların sebebinin, üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı bilinçaltı olduğunu kabul ettiği için deterministtir. Bilinçaltı düşünceler ve hisler dil sürçmesi gibi yollarla bilinç düzeyine erişebilirler. Kastetmediğimiz bir şey söyleyerek aslında gerçekten aklımızda olanı ortaya çıkarırız.

İd, Ego ve Süperego

Freud’un belki de en sağlam fikirlerinden biri kişiliğin birden fazla yönünün olmasıydı. Freud (1923)  gördü ki farklı zamanlarda gelişen id, ego ve süperego aslında insan kişiliğini oluşturuyordu. Bunlar beynin bölümleri ya da herhangi bir şekilde fiziksel değildirler.

İd, Ego, Süperego

Freud’un kişilik modeline göre id insanın ilkel ve içgüdüsel bölümüdür. Cinsel ve saldırgan dürtülerin yanısıra gizli anıları barındırır. Süperego ise ahlaki bilinç olarak düşünülebilir. Ego da id ve süperegonun istekleri arasında bir denge kurmaya çalışan sistemdir. Her kişilik kısmının kendi özellikleri olsa da aslında bir bütündürler ve birbirleriyle etkileşimleri kişiliği oluşturur.

Id (Alt Benlik)

İd kişiliğin ilkel ve içgüdüsel yönüdür. Doğum beri kişiliğin cinsel içgüdüsü (libidoyu da içinde barındıran) Eros ve saldırgan (ölüm) içgüdüsü Tanatos gibi tüm yönlerini içerir.

İd kişiliğin dürtüsel kısmıdır. Yani içgüdülere anında ve doğrudan yanıt verir. Örneğin yeni doğan bir bebeğin kişiliğini tamamen id kontrol ederken sonraları ego ve süperego da gelişir.

İnsan büyüse de id her zaman çocukluktaki haliyle kalır; çünkü dış dünyayla hiçbir etkileşimi yoktur.

Bilinçaltında varolduğu için gerçeklik, mantıklık ya da günlük yaşantımız idi etkileyemez.

İd her zaman haz ilkesine göre hareket eder (Freud, 1920) ve davranışın sonuçları idi ilgilendirmez. Her isteğinin tatmin edilmesini bekler. İdin istekleri karşılandığında haz duyarız; aksi durumdaysa rahatsızlık ve gerginlik hissederiz.

Buzdağı

Ego (Benlik)

Ego, idin dış dünyanın doğrudan etkisine maruz kalarak değişmiş kısmıdır. — (Freud [1923], 1961, p. 25) Ego gerçekçi olmayan id ve gerçek yaşam arasında bir denge kurmak için gelişmiştir. Kişiliğin karar veren kısmıdır. Olması gereken egonun mantıklı kararlar vermesidir. İd ise egonun aksine mantıksız ve kaotiktir.

Ego gerçeklik prensibine göre çalışır. İdin istekleri toplumun olumsuz dönüşünden kaçınmak için çoğu zaman ertelenerek istekleri gerçekçi tatmin etme yolları aranır. Ego karar verirken toplumsal gerçekleri, etikleri ve kuralları göz önünde bulunur.

Ego gibi id de haz almak ister ve acıdan kaçınır. Fakat idin aksine egonun haz arayışında gerçekçi yollar aranır. Ego için doğru ya da yanlış kavramı yoktur. Bir şey eğer acıya sebep olmadan tatmin olma duygusu yaşatıyorsa iyidir.

Ego çoğunlukla, dediğim dedik idin silik bir akrabası gibidir. Egonun en iyi yapabileceği şey beklemek, idi doğru yöne çekmek ve sonucunda biraz övgü almaktır. Freud idi ata, egoyuysa biniciye benzetir:

At üstündeki ego idin büyük gücünü kontrol altında tutmaktan sorumludur. — (Freud, 1923, p.15)  Eğer ego gerçeklik prensibini uygulamakta zorlanırsa anksiyete yaşanır. Bilinçaltı savunma mekanizmaları devreye girer ve ya hoş olmayan hisler oluşur ya da iyi şeyler daha da iyi gibi hissedilir.

Ego mantıklı, gerçekçi, problem çözme odaklı ikincil süreç düşünmeleri kullanır. Eğer bir eylem planı çalışmazsa bir sonuç bulunana kadar tekrar tekrar üzerine düşünülür. Buna gerçeklik testi denir ve kişiye egonun ustalaşmasıyla kendini ve içgüdülerini kontrol olanağı sağlar.

Sosyal ve klinik çalışmanın önemli bir özelliği de egonun daha iyi çalışmasını sağlamaktır. Danışanlara farklı seçenekleri göz önünde bulundurarak düşünmelerinde yardımcı olunur.

Süper Ego (Üst Benlik)

Süperego insanın ailesinden öğrendiği toplumsal kuralları yönetir. 3 ve 5 yaşları arasında psikoseksüel gelişim kuramının fallik döneminde kazanılırlar.

Süperegonun görevi idin özellikle seks ve saldırganlık gibi toplumda kabul edilmeyen isteklerini bastırmaktır. Ayrıca egoyu sadece gerçekçi hedeflere değil ahlaki hedeflere de yönlendirmek ve mükemmellik arayışı oluşturmak ister.

Süperego iki sistemden oluşur: Vicdan ve ideal kişilik. Vicdan suçluluk hissi yaşatarak egonun kötü hissetmesine sebep olabilir. Örneğin ego idin isteğine karşı koyamadığında süperego devreye girer suçluluk hissettirir. İdeal benlik ya da ideal ego diğer insanlara nasıl davranılması gerektiğinin, toplumun nasıl bir üyesi olunabileceğinin bir resmidir.

İdeal benlikle uyuşmayan davranışlar süperegonun suçluluk hissi yaşatmasıyla cezalandırılabilir. Bunun yanısıra süperego ‘doğru’ davrandığımızda gurur yoluyla bizi ödüllendirebilir de.

Bir kişinin ideal benliği çok yüksek standartlara sahipse kişi ne yaparsa yapsın başarısızla karşılaşır. Çoğunlukla ideal benlik ve vicdan çocuklukta ebeveynlerin değerleri ve yetiştirme tarzı tarafından belirlenir.

Bilinçaltı

Sigmund Freud kesinlikle bilinç ve bilinçaltı kavramlarını yaratmadı fakat onları oldukça popülerleştirdi. Bu da Freud’un psikolojiye büyük katkılarından biridir.

Freud (1900, 1905) zihnin yapısını ve işlevlerini gösterdiği topografik bir model geliştirdi. Buzdağı benzetmesini zihnin üç yönünü anlatmak için kullandı.

Freud (1915) farkında olduğumuz tüm zihinsel süreçlerin oluşturduğu bilinci tanımladı. Burası buzdağının suyun üstündeki kısmıdır. Örneğin susarsınız ve su içmeye karar verirsiniz.

Bilinçöncesi

bireyin farkında olmadığı fakat biraz çabayla erişebileceği düşüncelerin ve duyguların olduğu bölümdür (1924). Bilincin hemen altında bilinçaltından önce konumlanır. Bilinçöncesi bir bekleme odası gibidir. Düşünceler burada bilinç dikkat edene kadar beklerler (Freud, 1924, p. 306).

Bu aslında kullanıma hazır bellektir. Örneğin telefon numaramızı her zaman düşünmeyiz ama istediğimizde hatırlayabiliriz. Zayıf duygusal deneyimler de buraya yerleşmiş olabilirler. Ama daha derindeki travmatik deneyimler bastırıldığı için bilinçöncesinde yer almazlar.

Son olarak da bilinçaltı bilincin erişemediği zihinsel süreçleri saklar. Buna rağmen kararlarımızı, duygularımızı ve davranışlarımızı etkilerler (Wilson, 2002). Freud’a göre (1915) bilinçaltı insan davranışının temel kaynağıdır. Bir buzdağı gibi zihnin en önemli kısmı görünmeyenidir yani bilinçaltıdır.

Duygularımız, dürtülerimiz ve kararlarımız aslında bilinçaltımızda saklanmış geçmiş yaşantılarımızdan önemli derecede etkilenirler.

Freud id, ego ve süperego sistemlerini kendi kişilik kuramına yerleştirdi. İd tamamen bilinçaltında yer alırken ego ve süperego hem bilinçte hem de bilinçaltında yer alırlar.

Bilinçaltı

Bilinç düzeyimizde etrafımızdaki her şeyin farkındayken bilinçaltımızda neler saklandığını bilemeyiz.

Bilinçaltımız birçok önemli ve rahatsız edici bilgi saklar. Bu bilgilerin bilinçaltında olma sebebi bunlarla bilinç düzeyinde kabul edemeyeceğimiz kadar tehdit edici olmalarıdır.

Bilinçaltı bir depo görevi görür. İlkel içgüdü ve isteklerin bilinçöncesi tarafından dengelenmeye çalışıldığı bir kazan gibidir. Örneğin Freud’a göre (1915) bazı yaşantılar ve düşünceler o kadar korkutucu ya da acı vericiydi ki bunlar bilinçaltında kilit altında tutuluyorlardı. Bu kilit altında tutulmaya bastırma denir.

Bilinçaltı ayrıca cinsellik ve saldırganlık gibi biyolojik içgüdüleri de(tanatos ve eros) kapsar. Freud’a göre ilkel isteklerimiz gerçekçi ve mantıklı bilincimiz için kabul edilmesi çok zordur. Bu yüzden insanlar bu ilkel düşünce ve isteklerle karşılaşmamak için bastırma gibi savunma mekanizmaları geliştirmişlerdir.

Freud her zaman bilinçaltının önemini vurgulamıştır. Freudyen kurama göre bilinçaltı davranışlarımızı insanların sandığından çok daha fazla yönlendirir. Psikanalizin amacı da savunma mekanizmalarını çözerek bilinçaltını bilinç düzeyine getirmektir.

Freud’a göre bilinçaltımız etkisini rüyalar ve dil sürçmeleri gibi çeşitli yollarla gösterir.

Eleştirel Değerlendirme

Başlangıçta psikoloji bilinçaltına şüpheyle yaklaştı. Çünkü bilinçaltı gibi bir kavramın hep objektif bir tanımı yapmak hem de objektif ölçüm ve sınamalara tabi tutmak çok zordu.

Her şeye rağmen psikoloji ve psikanaliz arasındaki mesafe daraltı ve bilinçaltı psikolojinin önemli kavramlarından biri oldu. Örneğin bilişsel psikoloji bilinçaltını işlemsel bellek (Tulving, 1972), otomatik işlem (Bargh & Chartrand, 1999; Stroop, 1935) gibi şekillerde tanımladı. Sosyal psikolojiyse iç süreçlerin önemini (Greenwald & Banaji, 1995) gösterdi. Bu deneysel bulgular insan davranışında bilinçaltının rolünü ön plana çıkardı.

Yine de psikolojideki deneysel araştırmalar bilinçaltının Freudyen kuramının sınırlılıklarını gösterdi. Bugünkü bilinçaltı ve psikanalitik karşılığı arasında büyük farklar var. Aslında Freud buzdağının görünmeyen kısmı derken bile bilinçaltının gerçek gücünün farkına varamamıştı. Çünkü zihnin doğru bir şekilde işleyebilmesi için üst düzey, karmaşık tüm işlemlerin bilinçaltına gitmesi gerekiyor.

Freud bilinçaltını tek bir varlık olarak görürken bugün psikoloji bilinçaltının aslında bilinç düzeyinin dışında kalan modüllerin oluşturduğu bir yapı olarak görüyor. Örneğin Chomsky’nin evrensel dilbilgisi bir cümlenin doğru olup olmadığını anlamamıza yarayan bilinçaltı dil işlemcisidir.

Son olarak da Freud insanları anksiyeteden korumak için ilkel dürtülerin bilinçaltında kaldığına inanıyordu. Modern yaklaşımda ise depresyon nedeniyle değil verimlilik nedeniyle bilgiyi işlemenin çoğu bilinçaltında yapılır.

Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Freud çocuklarda psikolojik gelişimin belli başlı bir sırayı ve süreçleri takip ettiğini öne sürdü: Oral, anal, fallik, gizil (latent), genital.

Bu dönemlere psikoseksüel deniyor çünkü her dönemde libidonun (cinsel dürtülerin ve içgüdülerin) saplantısı bedenin farklı bir bölümüne olur. Bir insan büyürken bedeninin farklı bölümleri önem kazanır; tıpkı öfke ve hazzın kaynağının değişmesi gibi.

Freud’a göre hayat gerilim ve haz üzerine kurulmuştur. Ona göre gerilimin kaynağı libidonun birikmesiyken, hazzın kaynağı da libidonun boşalmasıdır.

İnsan kişilik gelişimini psikoseksüel olarak tanımlarken Freud biyolojik olarak gelişirken cinsel enerjinin biriktiği ve boşaldığı yerin de değiştiğini ifade etmek istiyordu. Buradaki cinsellik kavramı düşündüğümüzden daha geniş bir anlam kazanmıştır ve her türlü hazzı kapsar türdendir.

Freud özellikle yaşamın ilke beş yılının yetişkin hayatını biçimlendirdiği üzerine durdu. Sosyal istekleri karşılayabilmek için id kontrol altına alınmalıydı. Bu da öfkeli istekler ve sosyal değerler arasında bir çatışma yaratır.

Ego ve süperego da bu denetim sağlamak amacıyla gelişir ve haz sosyal olarak kabul edilebilir yerlere yönlendirilir.

Çatışmanın Rolü

Her dönem kişinin sonraki döneme geçmeden önce kendi içinde çözmesi gereken bir çatışma barındırır. Her çatışmanın çözümü cinsel enerjinin harcanması anlamına gelir. Bir dönemde ne kadar enerji tüketilirse kişi psikolojik olarak gelişirken o dönemin önemli özelliği o derece kişiyle kalır.

Bu durumu açıklamak için Freud ilerleyen bir orduyu örnek gösteriyor. Ordu ilerledikçe düşmanla karşılaşır ve çatışmaya girer. Eğer kazanırlarsa (çatışma çözülürse) ordunun (libidonun) çoğunluğu ilerlemeye devam edebilir.

Ama bir noktada ne kadar zorluk yaşanırsa o kadar asker geride kalır ve savaşmaya devam eder. Böyle olunca da sonraki aşamaya ilerleyen asker sayısı azalır.

Öfke, Aşırı Hoşgörü ve Saplantı

Bazı insanlar bir dönemi tamamlayıp diğerine başlıyorlarmış gibi görünmüyorlar. Bunun bir sebebi gelişen bireyin bir dönemdeki ihtiyaçlarının yeterli derecede karşılanmaması olabilir ve bu da öfke yaratır.

Başka bir neden de kişinin ihtiyaçlarının çok iyi derecede karşılanmasıdır. Birey bu dönemin rahatlıklarını bırakmaz istemez ve bu aşırı hoşgörüdür.

Hem öfke hem de aşırı hoşgörü psikanalizlerin bireyin bir dönemde kalması anlamında kullandığı saplantı durumuna yol açar.

Saplantı kuramsal anlamda bireyin libidosunun bir kısmının tek bir döneme kalıcı olarak yerleşmesidir. Libidonun genel olarak her psikoseksüel dönemde biraz saklandığı kabul edilir; böylece kişi kişiliğinde hem bebekliğinden hem de çocukluğundan izler taşır.

Psikoseksüel Gelişim Dönemleri

Oral DönemAğız – Emme, yutkunmaEgo gelişir.
Anal DönemAnüs – Dışkıyı tutma, bırakma
Fallik DönemPenis ya da klitoris – MastürbasyonSüperego gelişir.
Gizil (Latent) DönemHiç ya da çok az cinsel motivasyon
Genital DönemPenis ya da vajina – Cinsel birliktelik

Oral Dönem (0-1 Yaş)

Kişilik gelişiminin ilk döneminde libido ağza odaklanmıştır. Herhangi bir şeyin ağza sokulması büyük keyif verir; çünkü idin isteği bu yöndedir. Bu dönemin istekleri ağız yoluyla gerçekleşen emme, ısırma gibi davranışlardır.

Freud’a göre bu oral dürtüler daha sonra oral saplantılarla sonuçlanabilir. Oral kişilik özellikleri sigara içme, tırnak yeme, parmak emme, parmaklarını ısırma gibi davranışlardır. Oral kişilikler özellikle stres altındayken bu davranışları gösterirler.

Anal Dönem (1-3 Yaş)

Libido artık anüse odaklanmıştır; çocuk dışkılamaktan haz duyar. Çocuk kendi başına bir varlık olduğunun farkına varmıştır ve isteklerinin dış dünyanın kurallarıyla uyuşmayabileceğini hisseder. Bunun sebebi egonun gelişmeye başlamış olmasıdır.

Freud’a göre çatışma tuvalet eğitimiyle başlar. Çünkü yetişkinler çocuğa ne zaman ve nerede dışkılayabileceklerini öğretmeye çalışırlar. Otoriteyle bu ilk çatışmanın doğası çocuğun gelecekteki tüm otoritelere karşı tavrını belirler.

Erken ya da sert tuvalet eğitimi çocuğun karmaşadan nefret eden, takıntılı derecede titiz, dakik ve otoriteye sonuna kadar saygılı bir anal tutucu kişilik geliştirmesine neden olabilir.

İnatçı ve sahip olduklarına karşı oldukça eli sıkı olabilirler. Bu hazzın kaynağı tuvalet eğitimi sırasında dışkılarını tutmaları ve ebeveynlerin çocuğu dışkılayana kadar lazımlığa oturtmasıdır.

Anal atıcı kişilikteyse çocuk çok serbest bir tuvalet eğitimine maruz kalmıştır. Yetişkinlikte bu tip insanlar sahip olduklarını paylaşırlar. Paylaşmaktan haz duyarlar. Anal atıcı kişilik ayrıca dağınık, düzensiz ve isyankardır.

Fallik Dönem (3-6 Yaş)

Hassasiyet genital bölgelere odaklanmıştır ve mastürbasyon yeni haz kaynağı olmuştur. Çocuk anatomik cinsiyet farklılıklarının ayırdına varır. Bu da Freud’un Oedipus kompleksi (erkeklerde) ve Elektra kompleksi (kızlar) olarak adlandırdığı erotik çekim, kızgınlık, rekabet, kıskançlık ve korkuyu harekete geçirir.

Bu çatışma çocuğun kendisiyle aynı cinsiyeti taşıyan ebeveynin özellikleriyle özdeşleşmesi sonucunda çözülür.

Oedipus Kompleksi

Fallik dönemin en önemli noktası oedipus kompleksidir. Bu, Freud’un en tartışmalı fikridir ve birçok insanın da içtenlikle reddettiği bir şeydir.

Babasını öldürerek annesiyle evlenen Yunan mitolojisi karakteri Oedipus bu komplekse adını vermiştir. Sonrasında Oedipus kendi gözlerini oymuş ve kör olmuştur. Ayrıca oedipal sözcüğü hem Oedipus hem de Elektra kompleksi için kullanılan genel bir kavramdır.

Oedipus kompleksi çocuğun annesine karşı cinsel istekler geliştirmesiyle ortaya çıkar. Babasından kurtularak annesine sadece kendisi sahip olmak ister. Çocuk babasının, bu fikirleri öğrenirse en sevdiği şey olan penisini elinden alacağını düşünür. Böylece çocukta iğdiş edilme korkusu oluşur.

Çocuk sorunu çözmek için babasınınki gibi erkeksi davranışları benimsemeye başlar. Bu özdeşleşme yoluyla çocuk Oedipus kompleksini çözer. Özdeşleşme bir kişinin değerlerini, tutumlarını ve davranışlarını içsel olarak benimsemektir. Çocuk erkek rollerini benimsemiş olur. Ayrıca ideal benlik ve değerler de bu dönemde süperegoyu oluşturur.

Elektra Kompleksi

Oedipus komplesinin kadınlar için kullanılan halidir. Özetle çocuk babasını arzular ama kendisinin bir penisi olmadığının farkındadır. Bu penis kıskançlığına yol açar ve çocuk erkek olmak ister.

Çocuk babası için arzularını bastırıp penis sahibi olma arzusunu çocuk sahibi olma arzusuyla değiştirerek bu kompleksi çözer. Bundan sonra anneyle özdeşleşir ve kadın rollerini benimser.

Gizil (Latent) Dönem (6 Yaşından Ergenliğe Kadar)

Bu dönemde hiçbir psikoseksüel gelişim yer almaz. Libido uykudadır. Freud cinsel dürtülerin çoğunun bastırıldığını ve cinsel enerjinin de okula, hobilere ve arkadaşlıklara yöneltildiğini düşünmüştür.

Çocuğun enerjisinin çoğu yeni bilgiler ve yetenekler öğrenmeye harcanır. Çocukların oyunları da genellikle aynı cinsiyetteki arkadaşlarıyla sınırlıdır.

Genital Dönem (Ergenlikten Yetişkinliğe Kadar)

Bu, Freud kişilik gelişiminin psikoseksüel kuramının son evresidir. Yetişkin cinsel tecrübelerinin zamanıdır. Bu dönem iyi atlatılırsa tek eşli bir sevgi bağı oluşturulur. Fallik dönemdeki kendini tatminin aksine cinsel içgüdüler heteroseksüel isteklere yönlendirilir.

Freud’a göre cinsel içgüdülerin doğru çıktısı heteroseksüel cinsel birleşmedir. Saplantı ve çatışma cinsel sapmalara neden olabilir. Örneğin oral dönem saplantısı kişinin cinsel birleşme yerine öpüşme ya da oral seks tercih etmesiyle sonuçlanabilir.

Savunma Mekanizmaları

Savunma Mekanizmaları

Sigmund Freud çalışmalarında egonun kullandığı savunma mekanizmalarından bahsetti. Kızı Anna Freud da bu fikirleri genişletip detaylandırdı. Diğer psikanalistler de bu listeye katkıda bulundu.

Savunma mekanizmaları kabul edilemez düşünce ve duygulardan doğan anksiyeteden kaçınmak için farkında olmadan kullanılan psikolojik stratejilerdir.

Kaygı ve korku durumlarında bu mekanizmalardan yararlanırız. İdimiz veya süperegomuz çok baskın hale gelmeye başladığı için kendimizi tehdit altında hissederiz. Bunlar bilincimiz kontrolünde gerçekleşmez.

Ego savunma mekanizmaları doğal ve normaldir. Fakat kontrolden çıkmaya başladığında anksiyeteler, fobiler, takıntılar ve histeriler gibi nevrozlar gerçekleşir.

Neden Savunma Mekanizmalarına İhtiyaç Duyarız?

Freud’un bir keresinde dediği gibi “Hayat kolay değil.” Ego yani benlik bazı büyük kuvvetlerin arasında kalmıştır: Süperego tarafından temsil edilen toplum ve gerçekler, id tarafından temsil edilen biyoloji.

Zayıf ego çatışan düşünceler arasında kaldığında sanki dünyanız çökecekmiş gibi gergin ve tehdit altında hissedebilirsiniz. Bu duruma anksiyete denir. Anksiyete egoya yollanan bir haberdir. Kendisinin ve tüm organizmanın hayati tehlikede olduğu mesajını yollar.

Hayattaki sorun ve çatışmalarla başa çıkabilmek için Freud egonun bazı savunma mekanizmaları geliştirdiğini düşündü. Savunma mekanizmaları bilinçaltında çalışırlar ve kötü duyguları kovarak bireyin daha iyi hissetmesini sağlayabilirler.

Savunma Mekanizmaları

Saldırganla Özdeşleşme

Örneğin bir kişiden korkuyorsanız daha çok onun gibi davranarak bu korkunun üstesinden gelmeye çalışırsınız.

Bu durumun ileri bir örneği Stockholm sendromudur. Kaçırılan kişi, kendisini kaçıranla özdeşleşir.

Örneğin bir olayda Patty adındaki kadın bir grup tarafından kaçırılıp istismar edilmiştir. Buna rağmen kendisini kaçıran grubun hareketine katılmış ve banka soygununa karışmıştır. Mahkemede Stockholm sendromu yaşadığına kanaat getirilip suçlamalardan aklanmıştır.

Bastırma

Bu, Freud’un ilk keşfettiği, muhtemelen de en önemli, savunma mekanizmasıdır. Bastırma egonun rahatsız edici gerçekleri bilinçten uzak tutan bilinçaltı bir süreçtir.

Bastırılan düşünceler genellikle sonucunda süperegonun suçluluk hissi yaratacağı türdendir. Örneğin Oedipus kompleksi, eşcinsel ebeveynlerle ilgili saldırgan düşünceler genellikle bastırılır.

Uzun dönemde başarılı bir savunma mekanizması değildir. Çünkü rahatsız edici istekler, düşünceler duygular bilinçaltına gönderilir; fakat burada gizli kalmalarına rağmen hala anksiyete yaratabilirler.

Yansıtma

Bu mekanizmada kişi kendi düşünce ve duygularını başkalarına yansıtır. Saldırgan ve cinsel fantezi ve düşünceler suçluluk hisse yaratabileceğinden başkasına yansıtılır.

Örneğin birinden nefret ettiğinizde süperegonuz size nefretin kabul edilemez olduğunu söyler. Siz de karşınızdakinin sizden nefret ettiğine inanarak bu sorunu çözersiniz.

Yer Değiştirme

Yer değiştirme genellikle öfke olan dürtünün güçsüz bir hedefe yönlendirilmesidir. Hedef bir birey ya da sembolik anlamı olan bir nesne olabilir. Bir kişiye karşı cinsel istek duymaktan rahatsız olan biri bunun yerine bir fetiş geliştirebilir.

İş yerinde kendi üstlerine kızan biri eve gidip köpeğini tekmeleyebilir veya bir aile üyesini dövebilir.

Yüceltme

Yer değiştirmeye benzer bir yöntemdir; fakat burada duygular yıkıcı değil yapıcı bir yöne yönlendirilir. Örneğin birey bu duygularını sanata yönlendirebilir.

Birçok büyük ressam ve müzisyen zorlu hayatlar yaşamışlardır ve sanatlarını kendilerini ifade etmek için kullanırlar. Spor da saldırganlık gibi yıkıcı duyguların yapıcı bir yön almasıdır.

Örneğin oral dönemde saplantı parmak, kalem emme veya sigara yoluyla haz almaya dönüşebilir. Örneğin anal dönemdeki saplantıda bireyin dışkısını kontrol etme isteği yetişkinliğinde çömlekçiliğe yönlenebilir.

Freud için yüceltme çağdaş toplumun, sanatın ve bilimin yapı taşıdır.

İnkar

Anna Freud’a göre inkarda birey dışarıdan gelen olayları reddetme eğilimindedir. Gerçekleşen olay bireyin idare edebilmesi için çok fazlaysa bunu yaşamayı reddeder.

Bu, tehlikeli bir ilkel savunma mekanizmasıdır. Çünkü kimse gerçekliği reddedip uzun süre bu şekilde devam edemez. İnkar başka savunma mekanizmalarıyla beraber de görülebilir.

Örneğin sigara içenler sigara içmenin sağlıklarına zarar verdiği gerçeğini reddedebilirler.

Gerileme

Gerileme, psikolojik zamanda geri gitmedir. Örneğin korktuğumuzda ya da tedirgin olduğumuzda davranışlarımız daha ilkel ve çocukça olabilir.

Hastaneye gitmeleri gerektiğinde çocuklar parmaklarını emebilir veya yataklarını ıslatabilirler. Gençler de karşı cinsle tanıştırıldıkları sosyal bir ortamda huzursuzca kıkırdayabilirler.

Mantığa Bürüme

Mantığa bürüme bir olay ya da dürtüyü daha az tehdit edici yapmak için gerçeklerin bilişsel bir çarpıtmasıdır. Bahaneler ürettiğimizde de kısmen bilinçli olarak da olsa bu mekanizmayı kullanırız.

Hassas egolu çoğu insan için bahane üretmek o kadar kolaydır ki farkında bile olmayız. Diğer bir deyişle kendi yalanlarımıza inanmaya çoktan hazırızdır.

Karşıt Tepki Oluşturma

Bu, inkarında ötesinde bireyin kendi inandığı ve hissettiği davranışın tersini yapmasıdır. Karşıt tepki oluşturarak egoyu gerçek nedenlerden uzak tutan id tatmin olur.

Bilinçli duygular bilinçaltındakilerin tam zıttıdır. Utanç-tiksinme ve ahlakileştirme sekse karşı tepkilerdir.

Örneğin Freud’a göre eşcinselliğe karşı olan erkekler kendilerini kendi heteroseksüelliklerine inandıran sert bir eşcinsel karşıtı tutum benimseyerek aslında kendi eşcinselliklerini savunurlar. Diğer örnekler:

  • Sürekli annesine hizmet eden bir genç kız aslında annesine yönelik Oedipus nefretine karşıt tepki oluşturuyor olabilir.
  • Anal saplantı genellikle cimriliğe neden olur. Bazı durumlarda da karşı tepki oluşturulur ve birey aşırı cömert olur.

Kaynak