İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hümanist Psikoloji

Hümanist psikoloji insanın bütünlüğünü ve biricikliğini inceleyen bir bilim dalıdır. Hümanist yaklaşıma bazen fenomenoloji de denir. Bunun sebebi kişiliğin birey yönünden yani subjektif çalışılmasıdır.

Carls Rogers’a göre psikolojinin odağı davranış (Skinner), bilinçaltı (Freud), düşünme (Wundt) ya da insan beyni değil; bireyin yaşantısını nasıl algıladığı ve yorumladığıdır. Rogers psikolojinin odağını özbenliğe yönlendirmesi bakımından önemli bir biliminsanıdır.

Psikolojide hümanist yaklaşım davranışçılığın ve psikodinamik kuramın sınırlılıklarına bir tepki olarak gelişmiştir. Psikodinamizm ve davranışçılığın ardından geldiğinden hümanist yaklaşıma sıklıkla “üçüncü güç” de denir.

Hümanist yaklaşım uyarıcı-tepki bağına odaklanan ve hayvan deneylerine dayanan determinist bir yaklaşım olan davranışçılığın hipotezlerini reddeder.

Hümanist yaklaşım psikodinamik kurama da karşı çıkmıştır; çünkü bu yaklaşım da bilinçaltı mantıksız ve içgüdüsel kuvvetlere odaklanarak determinist bir yaklaşım olmuştur. Hümanizme göre hem davranışçılık hem de psikanaliz insanı makineleştirmiştir.

Hümanist psikolojinin etkisi 1970’ler ve 1980’ler boyunca yayılmıştır. Etkisi üç ana alanda incelenebilir:

  • İnsan doğasına ve davranışlarına yönelik psikolojiye birçok yeni kavram kazandırmıştır.
  • İnsan davranışının çalışılmasına yönelik yeni ve geniş bir yöntemler yelpazesi sunmuştur.
  • Psikoterapinin profesyonelce uygulanmasında daha geniş ve etkili teknikler sundu.
  • Hümanist Psikolojisinin Varsayımları

Hümanist psikoloji varoluşsal bir varsayımdan yola çıkar: Fenomenoloji merkezdedir ve insanın özgür iradesi vardır. Kişisel irade, özgür iradenin uygulanması anlamına gelen hümanistik bir terimdir.Kişisel irade ayrıca hayatta yaptığımız seçimler, seçtiğimiz yollar ve bunların sonuçlarını da kapsar.

Tüm bunlara bir varsayım daha eklenir. İnsan özünde iyidir; kendilerini ve dünyayı daha iyi bir hale getirmek için içgüdüye sahiptirler. Hümanist yaklaşım bireyin kişisel değerini, insani değerlerin önemini ve insan doğasının yaratıcılığını ve etkinliğini vurgular. İyimser yaklaşım zorluğu, acıyı ve umutsuzluğu yenmeye çalışan insan kapasitesinin soyluluğuna odaklanır.

Hem Rogers hem de Maslow kişisel gelişim ve kendini gerçekleştirmeyi insanın günlük hayattaki dürtüleri olarak görürler. Yani, her insan farklı şekillerde de olsa psikolojik olarak gelişmeyi ve kendilerini ilerletmeyi amaçlar. Fakat hem Rogers ve Maslow’un bu sürecin nasıl işlediğine dair farklı fikirleri vardır.

Carl Rogers
Carl Rogers

Rogers’ın (1959) ve Maslow’un (1943) hümanist kuramlarının merkezinde bireyin öznel, bilinçli deneyimleri vardır. Hümanistik psikologlar nesnel gerçekliğin, bireyin öznel algısı ve dünya anlayışından daha az önemli olduğunu düşünürler. Bu nedenle Rogers ve Maslow, bilimsel psikolojide insan ve hayvan davranışlarını araştırmak için psikoloji laboratuvarının kullanılmasına karşı çıkmışlardır.

Hümanizm, deneyler gibi bilimsel metodolojiyi reddeder ve tipik olarak nitel araştırma yöntemlerini kullanır. Örneğin günlükler, açık uçlu sorular, yapılandırılmamış görüşmeler ve yapılandırılmamış gözlemler gibi… Niteliksel araştırmalar bireyin neyi nasıl düşündüğünü derinlemesine anlamada elverişlidir. Diğer insanları anlamanın gerçek yolu oturup insanlarla konuşmak, deneyimlerini paylaşmak ve hislerine açık olmaktır.

Hümanizm hayvanlar üzerine çalışmalar yapan karşılaştırmalı psikolojiye insanların eşsiz özelliklerini gözardı ettiği için karşı çıkmışlardır. Hümanizm, insanı diğer hayvanlardan temel olarak farklı olarak görmektedir; çünkü insanlar, düşünce, akıl ve dil yeteneğine sahip bilinçli varlıklardır. Hümanist psikologların hayvanlar üzerine yaptıkları araştırmalar çok az değer taşıyordu. Hayvanlar üzerinde yapılan bu tarz çalışmalar bize insan düşüncesi, davranışı ve deneyimleri hakkında çok az şey söyler.

Hümanist Psikolojinin Tarihi

  • Maslow (1943) insan motivasyonunun hiyerarşik bir kuramını geliştirdi.
  • Carl Rogers (1946), danışan merkezli terapinin önemli yönlerini yayınladı.
  • 1957 ve 1958’de Abraham Maslow ve Clark Moustakas’ın davetiyle Detroit’te daha anlamlı ve daha insancıl bir vizyona adanmış profesyonel bir dernek kurmakla ilgilenen psikologlar arasında iki toplantı düzenlendi.
  • 1962’de, Brandeis Üniversitesi’nin sponsorluğunda, bu hareket Hümanist Psikoloji Derneği adında resmiyet kazandı.
  • Hümanist Psikoloji Dergisi’nin ilk sayısı 1961 İlkbaharında basıldı.
  • Clark Hull (1943) Davranış İlkeleri yayınlandı.
  • B.F. Skinner (1948), davranışçı ilkelere dayanan ütopik bir toplum tanımladığı Walden Two’yu yayınladı.

Hümanist Psikoloji Özet Tablosu

Önemli ÖzellikleriYöntemleri / Çalışmaları
OtantiklikVaka İncelemesi
FenomenolojiQ Türü Yöntem (Carl Rogers)
Kendini GerçekleştirmeYapılandırılmamış Mülakat
Benlik AlgısıAçık-uçlu Sorular
İhtiyaçlar HiyerarşisiNiteliksel Araştırmalar
Temel Varsayımları
Uygulama Alanları
İnsanların özgür iradesi vardır; davranış belirli değildir.
Birey Merkezli Terapi
Bireyler eşsizdir ve potansiyellerini gerçekleştirmek için çalışırlar.
Motivasyon
İnsan davranışını anlamanın yolu insanlarla çalışmaktan geçer; hayvanlarla çalışmaktan değil.
Depresyon
Psikoloji grup performansı ortalamasından ziyade bireyleri çalışmalıdır.
Eğitim
Özsaygı
Güçlü YönleriSınırlılıkları
Odağı davranıştan bireye / bilinçaltından, genden ve gözlemlenebilir davranışlardan bir bütün olan bireye çevirdi.Biyolojiyi yok sayar. (Testosteron gibi.)
Terapi gibi gerçek hayat uygulamalarıBilimdışı, subjektif konseptler.
Hümanist psikoloji birçok insanın insan olmakla ilgili fikirleriyle örtüşür; çünkü kişisel idealleri ve kendini gerçekleştirmeyi destekler.İnsan ve hayvan davranışları karşılaştırılabilir.
Nitel veriler, davranışla ilgili daha bütüncül bilgi ve gerçek içgörü verir.Etnomerkezi (Batının lehine.)
Daha bireysel ve idiografik çalışma yöntemlerinin değerini vurgular.Özgür iradeye olan inançları, bilimin determinist kurallarına karşıdır.

Eleştirel Değerlendirme

Hümanistik yaklaşım, diğer yaklaşımlarla karşılaştırıldığında psikolojinin diğer alanlarına nispeten daha az uygulanmıştır. Bu nedenle katkıları terapi, anormallik, motivasyon ve kişilik gibi alanlarla sınırlıdır.

Akademik psikoloji üzerindeki etkisizliğinin nedenleri arasında insanları anlamak için bilimsel olmayan bir yöntem seçmesi vardır. İnsancıl psikologlar, psikolojiye titiz bir bilimsel yaklaşımı reddettiler; çünkü bunu insanlık dışı bulup bilinçli deneyimin zenginliğini bastırdığını düşündüler. 1950’lerde, 1960’larda ve 1970’lerde bilimsel psikolojinin reddedilmesi pek çok açıdan Kuzey Amerika psikolojisindeki davranışçı yaklaşımın baskınlığına bir tepki oldu. Özgür iradeye olan inançları, bilimin determinist kurallarına doğrudan karşıdır.

Ayrıca, hümanizm tarafından araştırılan bilinç ve duygu gibi alanları bilimsel olarak çalışmak çok zordur. Bu tür bilimsel sınırlamaların sonucu, yaklaşımın temel teorilerini destekleyecek deneysel kanıtların olmadığı anlamına gelir.

Ancak bu, diğer yönden hümanizmin görüşmeler gibi niteliksel yöntemlerin kullanımı yoluyla bireyin davranışları hakkında daha iyi bir anlayış sağladığını gösterdi. Yaklaşım, bilimin indirgemeci duruşunun aksine, insan davranışının daha bütünsel bir görünümünü sağlamaya da yardımcı oldu.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi psikolojide insan ihtiyaçları 5 bölümde toplayan genellikle bir üçgen şeklinde gösterilen bir kuramdır. Maslow’a göre insanlar bu belli ihtiyaçlarını karşılamak isterler. İhtiyaçların da kendi içlerinde bir sıralaması vardır.

Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi
Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Yoksunluk ve Gelişim İhtiyaçları

Bu beş basamaklı model yoksunluk ihtiyaçları ve büyüme ihtiyaçları olarak iki gruba toplanabilir. İlk dört basamak yoksunluk ihtiyaçları olarak, kendini gerçekleştirme ise varoluşsal ihtiyaç olarak sınıflanabilir.

Eksiklik nedeniyle yoksunluk ihtiyaçları ortaya çıkmakta ve karşılanmadıklarında insanları motive ettiği söylenmektedir. Ayrıca, bu tür ihtiyaçları yerine getirme motivasyonu, reddedilme süreleri uzadıkça güçlenecektir. Mesela bir insan yiyeceksiz devam ettikçe daha da acıkacaktır.

Maslow bireylerin başlangıçta daha yüksek seviyedeki büyüme ihtiyaçlarını karşılamak için ilerlemeden önce düşük seviyeli ihtiyaçlarını karşılamaları gerektiğini belirtmiştir. Ancak daha sonra bir ihtiyaçların karşılanmasının “ya hep ya hiç” fenomeni olmadığını açıkladı ve daha önceki ifadelerinin “bir sonraki ihtiyacın ortaya çıkmasından önce diğer ihtiyacın tamamen karşılanması gerektiğine dair yanlış bir izlenim” yarattığını kabul etti. Bir açık ihtiyaç ‘az ya da çok’ tatmin edildiyse ortadan kalkacak ve faaliyetlerimiz henüz tatmin etmediğimiz bir sonraki ihtiyaca yönelecektir.

Abraham Maslow
Abraham Maslow

Büyüme ihtiyaçları bir şeylerin eksikliğinden değil, bir insan olarak büyümeye yönelik arzulardan kaynaklanır. Bu büyüme ihtiyaçları makul ölçüde tatmin edildikten sonra, kişi kendini gerçekleştirme olarak adlandırılan en yüksek seviyeye ulaşabilir.

Her insan yeteneklidir ve hiyerarşide kendini gerçekleştirme düzeyine doğru hareket etme arzusuna sahiptir. Ne yazık ki ilerleme, daha düşük seviyedeki ihtiyaçların karşılanamamasıyla sıklıkla bozulur. Boşanma ve iş kaybı gibi yaşantılar bireyin hiyerarşideki seviyeleri arasında dalgalanmalara neden olabilir. Bu nedenle herkes hiyerarşide tek yönlü olarak hareket edemez ve farklı ihtiyaçlar arasında gidip gelebilir.

5 Basamaklı İhtiyaçlar Hiyerarşisi

  1. Biyolojik ve fiziksel ihtiyaçlar: Hava, yiyecek, su, barınma, cinsellik, uyku.
  2. Güvenlik ihtiyacı: Korunma, güvenlik, düzen, kanun, istikrar.
  3. Sevgi ve ait olma ihtiyacı: Arkadaşlık, yakınlık, güven, kabul, sevme ve sevilme, bir grubun parçası olma.
  4. Saygınlık ihtiyacı: Maslow bu ihtiyacı iki sınıfa ayırıyor:i. Kendine Saygı: Başarı, uzmanlık, bağımsızlık.ii. Başkalarından Gelen Saygı: Statü, prestij.Maslow saygının ya da prestijin çocuklar ve gençler için en önemli gereksinim olduğunu ve kendine saygının bile önünde olduğunu belirtmiştir.
  5. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı: Potansiyelini fark etme, kişisel gelişim ve tecrübeleri isteme, “birinin olabileceği her şey olma.”

Maslow, insan ihtiyaçlarının bir hiyerarşi içinde düzenlendiğini düşünüyor:

Ekmek yokken insanın sadece ekmekle yaşadığını söylemek oldukça doğru bir şeydir. Peki ya insanın bolca ekmeği varsa karnı toksa isteklerine ne olur? O zaman da başka ihtiyaçlar da ortaya çıkar ve bu fizyolojik ihtiyaçların önüne geçerek organizmaya hükmeder. Bu, temel insan ihtiyaçlarının göreceli önceliğe sahip bir hiyerarşi içinde organize edildiğini söylediğimizde kastettiğimiz şeydir ”

Maslow ihtiyaçlar kuramını yıllar boyunca düzenlemeye devam etti. Daha önce de söylediği gibi hiyerarşideki basamaklar arasında katı geçiş kuralları her zaman olmayabilir. Maslow ihtiyaçların sırasının dış koşullara veya bireysel farklılıklara bağlı olarak esnek olabileceğini söyledi. Örneğin, bazı bireyler için benlik saygısına duyulan ihtiyaç sevgi ihtiyacından daha önemli olabilir. Diğerleri içinse, yaratıcı tatmin ihtiyacı en temel ihtiyaçların bile önüne geçebilir.

İhtiyaçlar Hiyerarşisinin Özeti

  • İnsanoğlu ihtiyaçlar hiyerarşiyle motive olur.
  • Sonraki ihtiyaca geçmeden önce, öncekinin az ya da çok karşılanması gerekir.
  • İhtiyaçların sırası katı değildir; dış koşullara ve bireysel farklılıklara göre değişkenlik gösterebilir.
  • Çoğu davranış çoklu motivasyona sahiptir; yani aynı zamanda birden çok ihtiyaç tarafından istenir.

Geniş İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi modelinin sonradan bilişsel, estetik ve öz-aşkınlık ihtiyaçlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 1960’larda ve 1970’lerde geliştirilen yedi ve sekiz basamaklı modeller aşağıda gösterilmiştir.

  1. Biyolojik ve Fizyolojik İhtiyaçlar: Hava, yiyecek, içecek, barınma, cinsellik, uyku…
  2. Güvenlik İhtiyaçları: Korunma, güvenlik, düzen, kanun, istikrar…
  3. Sevgi ve Ait Olma İhtiyaçları: Arkadaşlık, yakınlık, güven, kabul, sevme ve sevilme, ilişki kurma, bir grubun parçası olma…
  4. Saygınlık İhtiyacı: Kendine saygı, başkalarından gelen saygı…
  5. Bilişsel İhtiyaçlar: Bilme ve anlama, merak etme, keşfetme, tahmin etme, anlam çıkarma…
  6. Estetik İhtiyaçlar: Güzellik, ahenk, estetik arayışı…
  7. Kendini Gerçekleştirme İhtiyacı: Potansiyelini fark etme, kişisel gelişim ve tecrübeleri isteme, “birinin olabileceği her şey olma.”
  8. Öz-aşkınlık İhtiyacı: Birey kendi benliğinin ötesine geçen değerler (mistik deneyimler ve doğa ile ilgili bazı deneyimler, estetik deneyimler, cinsel deneyimler, başkalarına hizmet, bilimin takibi, dini inanç vb.) tarafından motive olur.

Kendini Gerçekleştirme

Psikopatolojiye ve insanlarda neyin yanlış olduğuna odaklanmak yerine Maslow, insanlarda neyin doğru olduğuna odaklanan olumlu bir yaklaşım benimsemiştir. Psikolog Abraham Maslow, insan motivasyonunun kişisel gelişim yoluyla gerçekleşmeyi ve değişmeyi isteyen insanlardan kaynaklandığını söylemiştir. Kendini gerçekleştiren insanlar yapabilecekleri her şeyi yapabilen insanlardır.

Kendini gerçekleştirmenin gelişmesi bireyin hayatı boyunca var olan kişisel gelişim ve keşif ihtiyacına bağlıdır. Maslow’a göre insan her zaman oluşmaya devam eder; hiç durağan olmaz. Kendini gerçekleştirmede birey kendisi için önemli olan hayata bir anlam bulmaya çalışır.

Her insan benzersiz olduğundan kendini gerçekleştirme motivasyonu insanları farklı yerlere yönlendirir. Bazı insanlar için kendini gerçekleştirme sanat olabilirken, diğerleri için spor ya da kurumsal bağlamda olabilir.

Maslow  kendini gerçekleştirmenin zirve deneyimleri kavramıyla ölçülebileceğine inanıyordu. Bu, bir insanın dünyayı olduğu gibi deneyimlemesi ve mutluluk, sevinç, merak gibi duyguların yükselmesiyle gerçekleşir.

Ayrıca kendini gerçekleştirme bireyin geldiği mükemmel bir durumdan ziyade sürekli devam eden bir süreçtir. Maslow kendini gerçekleştirmeyi şöyle anlatıyor:

Bireyin potansiyellerini gerçekleştirmesi bağlamında kendini tatmin edebilmesi anlamına gelir. Bu ihtiyaçların alacağı şekil tabi ki kişisel kişiye değişir. Bir bireyde ideal bir anne olma, diğerinde estetik biçimde olma ve başkalarında da resim ve icatlarla uğraşma olabilir.

Kendini Gerçekleştirmiş İnsanların Özellikleri

Her ne kadar hepimiz teorik olarak kendini gerçekleştirme yeteneğine sahip olsak da, çoğu insan bunu yapmayacak ya da sadece sınırlı bir dereceye kadar yapabilecektir. Maslow insanların sadece %2’sinin kendini gerçekleştirebileceğini düşünmüştür. Maslow daha çok kendilerini gerçekleştirdiklerini düşündüğü insanlara ilgi duymuştur. Abraham Lincoln ve Albert Einstein gibi kendilerini gerçekleştirdiklerini düşündüğü 18 kişiyi inceleyerek bu insanların ortak özelliklerini belirlemiştir.

  1. Kendilerini ve doğayı olduğu gibi kabul ederler. Sağlığı yerinde olan kimseler kendilerini kuvvetli ve zayıf yönleri ile olduğu gibi kabul ederler, kendilerinden hoşnutturlar. Ancak kendinden hoşnut olma, kendini beğenmişlikle aynı anlamda değildir. Psikolojik sağlığı yerinde olan insanların kendilerine olduğu kadar başka insanlara da saygıları vardır, Diğer insanların farklı duygu ve düşüncelerini hoşgörü ile karşılayarak, onları da oldukları gibi kabul ederler.
  2. Gerçeği olduğu gibi algılayıp içinde bulundukları ortama, içinde bulundukları koşulları önyargısız, oldukları gibi algılarlar. Bu nedenle geleceğe yönelik, uygun tahminlerde bulunabilirler. Çevresel koşulları çevrelerinde bulunan kişi özellikler, ile birlikte olduğu gibi kabul edebilirler, eksikliklerinden ve hatalarından aşırı düzeyde rahatsız olmazlar.
  3. Daha derin kişiler arası ilişkiler kurabilirler. Kendini gerçekleştiren kişi herkese karşı sevgi ve sempati duyabilirler. Kendilerine güvenli oldukları için başka insanlarla derin ve seveceni ilişkiler kurmakta zorlanmazlar.
  4. Yaşamdan gerçekten doyum alırlar. Bu insanlar yeni bir güne keyifle başlayabilirler.
  5. Özerk bir yapıları vardır. Çevrelerinden bağımsızdırlar. Temel gereksinmelerini gidermiş oldukları için kişisel psikolojik büyümelerine yönelik güdülerine uygun davranırlar. Düşünce ve davranışlarında bağımsızdırlar, neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendi özerk değerler sistemine uygun olarak karar verirler. Yaşamlarında kendi ayakları üzerinde dururlar.
  6. Yaratıcıdırlar. Kendilerine güvenleri tam olduğu için hemen düşünüp, üretebilirler.
  7. Sıklıkla doruk yaşantılar geçirebilirler. Doruk yaşantısı ile yaşantısının anlama kavradığı coşku dolu anlardır. Derin estetik yaşantılar yaratıcılık anları sevginin en yoğun hissedildiği anlar doruk yaşantılara örnekler olarak verilebilir. Geçirilen böyle doruk yaşantılar kendini gerçekleştirmenin geçici anları olarak kabul edilmektedir.
  8. Demokratik bir kişilik yapısına sahiptirler. Bilgilerinin sınırlı olduğuna, her zaman herkesten bir şeyler öğrenebileceklerine inanırlar. Koşulları ne olursa olsun her insana saygılıdırlar, onların görüş ve isteklerini dikkate almaya açıktırlar.
  9. Kendiliğinden, doğal davranırlar. Yapmacık davranışlara bürünmek gereğini hissetmezler, içlerinden geldiği gibi doğal ve saydamdırlar.
  10. Kendileri dışında sorunlarla da ilgilenirler. Kendileri dışında, diğer insanlarla da katkıda bulunabilecek bir amaçları vardır. Düşünceleri kişisel olmaktan çok evrenseldir.
  11. Amaçlar ve araçlar arasındaki uygun ayrımları yapabilirler. Davranışları amaca yöneliktir. Varmak istedikleri amaçları da ‘’insanlığın özgürlüğü’’ gibi daha soyut ve üst düzey kavramlardır. Araçları amaca ulaşmak için kullanırlar. Örneğin ‘’para’’ onlar için, sadece amaca uluşmalarına yardım edebilecek bir araçtır.
  12. Yalnız kalabilme gücüne sahiptirler. Zaman zaman tek başına kalmaktan hoşlanırlar. Kendi kendine yetebilen insanlardır.
  13. İnsanlarla birlikte olmaktan hoşlanırlar, ancak toplumsal kalıplara karşı çıkarlar. İnsanlara yardımcı olmaktan, onlarla birlikte olmaktan da zevk alırlar.Ancak kendi davranışlarının toplumsal etkiler tarafından biçimlendirilmesinden hoşnut olmazlar.
  14. Düşmanca olmayan bir mizah anlayışına sahiptirler. En sıkıntılı anlarda bile gülünebilecek bir şeyler bulabilirler. Olayların gülünecek yanlarına hemen bulup çıkarabilirler.Ancak yaptıkları espiriler başkalarını küçültücü değildir.

Kendini Gerçekleştirmeye Giden Davranışlar

  • Hayatı bir çocuk gibi kabullenip yaşamak,
  • Güvenli sonuçlara yapışmak yerine yeni şeyler denemek,
  • Gelenekler, otorite veya çoğunluğun yerine olayları değerlendirirken kendi hislerini göz önünde bulundurmak,
  • Sahtekarlıktan kaçınmak ve dürüst olmak,
  • Fikirleri çoğunlukla uyuşmadığında arkaplanda kalabilmeyi kabullenmek,
  • Sorumluluk almak ve çok çalışmak,
  • Savunmaları, bahaneleri bırakıp gerçekle yüzleşme cesaretini göstermek.

Kendini gerçekleştirenlerin özellikleri ve kendini gerçekleştirmeye giden davranışlar yukarıda listelendi. İnsanlar kendini gerçekleştirme yolunda her ne kadar benzersiz olsalar da bazı ortak özellikler gösterirler. Yine de kendini gerçekleştirme bir süreçtir ve mükemmel insanlar yoktur.

Kendini gerçekleştiren insanların bu özelliklerin tümünü göstermesi gerekmez. Ayrıca diğer insanlar da bu özelliklerden bazılarına sahip olabilirler. Maslow kendini gerçekleştirmeyle mükemmelliği birbirine eşitlemedi. Kendini gerçekleştirme potansiyelini gerçekleştirme anlamına gelir. Böylece birisi aptal, savurgan, boş ve kaba olabilir ama yine de kendini gerçekleştirebilir.

Eğitim Uygulamaları

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramı sınıf yönetimi ve öğretime büyük katkılar sağlamıştır. Davranışı uyarıcı-tepki bağına indirgemek yerine öğrenmeye bütüncül bir yaklaşım sergilemiştir. Maslow bireyin tüm fiziksel, duygusal, sosyal ve entelektüel niteliklerini göz önünde bulundurarak öğrenmeye etkilerini inceler.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramının sınıf uygulamalarında kullanılabileceği açıktır. Öğrencilerin bilişsel ihtiyaçları karşılanmadan önce fizyolojik ihtiyaçları karşılanmalıdır. Örneğin aç ve yorgun bir öğrencinin öğrenmesi gecikecektir. Öğrencilerin duygusal ve fiziksel olarak güvende hissetmeye, sınıfta kabul görmeye ve potansiyellerini gerçekleştirmeye ihtiyaçları vardır.

Maslow’a göre öğrenciler kendilerine değer verildiğini ve saygı duyulduğunu hissetmek isterler. Öğretmenler bunun için destekleyici bir çevre oluşturmalıdırlar. Özgüveni düşük olan öğrenciler, benlik saygısı güçlenene kadar akademik olarak başarılı olamazlar.

Maslow, hümanist eğitim yaklaşımının daha güçlü, sağlıklı ve yaşamının kontrolünü elinde tutan insanlar yetiştireceğini düşünüyordu. Kişinin hayatının sorumluluğunu alması ve seçimlerini yönlendiren mantıklı değerlerin olmasıyla bireyler aktif olarak yaşadıkları toplumu değiştirmeye başlarlar.

Eleştirel Değerlendirme

Maslow’un kuramının en önemli sınırlılığı metodolojisiyle ilgilidir. Maslow, biyografik analiz adı verilen nitel bir yöntemden kendini gerçekleştiren bireylerin özelliklerini belirledi.

Kendini gerçekleştirmiş olarak belirlediği 18 kişinin yazılarına ve biyografilerine baktı. Bu kaynaklardan, bu belirli insan topluluğunun genel olarak diğer insanlardan farklı olan özellikleri gibi görünen niteliklerin listesini geliştirdi.

Bilimsel açıdan bakıldığında, bu özel yaklaşım ile çok sayıda sorun vardır. İlk olarak, biyografik analizin bir yöntem olarak tamamen araştırmacı görüşü temelinde olduğu için son derece öznel olduğu söylenebilir. Kişisel görüş toplanan verinin geçerliğini düşüren önyargıya her zaman eğilimlidir. Bu nedenle Maslow’un yaptığı kendini gerçekleştirmenin işlemsel tanımı körü körüne bilimsel gerçeklik olarak kabul edilmemelidir.

Ayrıca Maslow’un biyografik analizi kendini gerçekleştirmiş bireylerin önyargılı bir örneklemine odaklanmıştır. Çünkü inceledikleri Thomas Jefferson, Abraham Lincoln, Albert Einstein, William James, Aldous Huxley, Beethoven gibi yüksek eğitimli beyaz erkeklerden oluşmaktadır.

Maslow Eleanor Roosevelt ve rahibe Teresa gibi kendini gerçekleştirmiş kadınlar üzerinde çalışsa da, bunlar örnekleminin küçük bir kısmını oluştururlar. Bu, kuramını kadınlara ve daha düşük sosyal sınıflardan ya da farklı etnik kökenlerden gelen bireylere genellemeyi zorlaştırır. Böylece Maslow’un bulgularının popülasyon geçerliliği sorgulanır.

Ayrıca Maslow’un kendini gerçekleştirme kavramını nedensel ilişkilerin kurulabileceği şekilde deneysel olarak test etmek son derece zordur. Başka bir eleştiri insanların potansiyellerine ulaşmayı ve kendini gerçekleştirmeyi başarmasından önce daha düşük ihtiyaçlarının karşılanması gerektiği varsayımıyla ilgilidir. Bu her zaman böyle değildir, ve bu nedenle Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi bazı yönlerden yanlışlanmıştır.

Çok sayıda insanın yoksulluk içinde yaşadığı (Hindistan gibi) kültürleri inceleyerek, insanların hala sevgi ve aidiyet gibi daha yüksek düzeyde ihtiyaçlara sahip oldukları görülür. Ancak Maslow göre bu olmamalı, (gıda, barınak, vb gibi) çok temel fizyolojik ihtiyaçlarını elde etmede zorlanan insanlar daha yüksek büyüme ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasiteye sahip değildirler.

Ayrıca (örneğin, Rembrandt ve Van Gogh) yazarlar ve sanatçılar gibi birçok yaratıcı insan yaşamları boyunca yoksulluk içinde yaşadılar, ancak kendini gerçekleştirmeyi başardıkları söylenebilir. Psikologlar şimdi motivasyonu çoğulcu bir davranış olarak kavramsallaştırıyorlar, bu sayede ihtiyaçlar aynı anda birden fazla seviyede çalışabilir. Bir kişi daha hem düşük seviye ihtiyaçlarının eksikliğiyle hem de daha yüksek büyüme ihtiyaçlarıyla motive olabilir.

Tay ve Diener (2011) tarafından yapılan çağdaş araştırma, Maslow’un teorisini dünyanın büyük bir kısmını temsil eden 123 ülkeden 60.865 katılımcının verilerini analiz ederek test etmiştir. Anket 2005 yılından 2010 yılına kadar yapılmıştır.

Katılımcılar, Maslow’un modelindekilere epey benzeyen altı ihtiyaç hakkındaki soruları yanıtladılar: Temel ihtiyaçlar (yiyecek, barınak); güvenlik; sosyal ihtiyaçlar (sevgi, destek); saygı; uzmanlık ve özerklik. Ayrıca üç farklı ölçütle refahlarını puanladılar: Yaşamı değerlendirme (bir kişinin hayatına bir bütün olarak bakışı), olumlu hisler (günlük mutluluk ve haz durumları) ve olumsuz duygular (günlük acı, öfke veya stres gibi deneyimler).

Çalışmanın sonuçları, kültürel farklılıklardan bağımsız olarak evrensel insani ihtiyaçların var olduğu görüşünü desteklemektedir. Ancak, hiyerarşi içindeki gereksinimlerin sıralanışı doğru değildi.

1950’lerde ABD’de hümanist terapiler gelişti. Carl Rogers terapinin davranışçı ya da psikodinamik psikologlar tarafından yürütülenlerden ziyade daha basit, daha sıcak ve daha iyimser olabileceğini öne sürdü.

Görüşleri, bazı bilinçaltı motivasyonlar ya da başka birinin durumu analiz etmesinden daha çok danışanları şimdiki subjektif anlayışlarına odaklanmarına cesaretlendirilirlerse onlara daha iyi yardım edilebileceğini söylemesiyle davranışçı veya psikodinamik yaklaşımdan keskin biçimde ayrılıyordu.

Rogers, hem psikanaliz hem de davranışçılığın deterministik doğasını reddetmiş ve durumumuzu algılama şeklimiz yüzünden davrandığımız gibi davrandığımızı ileri sürmüştür. “Başka kimse nasıl algıladığımızı bilemeyeceği için bizler kendimiz için en iyi uzmanlarız.”

Diğer şekilde değil de kuramın uygulamadan gelmesi gerektiğine inanarak Rogers duygusal olarak sorunlu insanlarla ilgili çalışmalarına dayanan kuramını geliştirdi ve kendini gerçekleştirmeye giden yolda kişisel gelişim ve kendini iyileştirme için büyük bir kapasitemiz olduğunu söyledi.

Rogers insanların “neler olduğunu anlamıyorum” ya da “eskiden hissettiklerimden farklı hissediyorum” gibi şekillerde kendilerine yönelik şimdiki deneyimlerini belirttiklerini fark etti. Rogers’ın teorisinin merkezi benlik ya da benlik kavramıdır.  Bu, “organize, tutarlı bir algılama ve inanç seti” olarak tanımlanır.  “Ben”i karakterize eden tüm fikir ve değerlerden oluşur ve “ne olduğum ” ve “ne yapabileceğim” algısını ve değerini de kapsar.

Sonuç olarak, benlik kavramı tüm yaşantılarımızın merkezi bileşenidir ve hem dünyayı hem de kendimizi algılayışımızı etkiler. Örneğin, kendisini güçlü olarak gören bir kadın kendine güvenli davranabilir ve eylemlerini özgüvenli biri tarafından gerçekleştirilmiş gibi görebilir.

Benlik kavramı her zaman gerçeklikle uyuşmayabilir ve insanlar bizi kendimizi algıladığımızdan daha farklı görebilir. Örneğin bir insan çok ilgi çekici olabilir fakat kendisini sıkıcı bulabilir. Kendisini sıkıcı olarak değerlendirip yargılar ve bu da özgüvenini etkiler. Kendine güvenen kadının yüksek özsaygısı olabilir ve kendisini sıkıcı bulan adam da düşük özsaygıya sahip olabilir.