İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Doğa Yürüyüşü Öğrenmeyi Şehirdekinden Daha Fazla Geliştiriyor

Michigan Üniversitesi çevre psikoloji araştırmacıları çok uzun süredir şüphelenileni doğruladı: Doğal bir ortamda zaman harcamak (en azından önemli bilgileri korumak konusunda) beyin için yararlı. Çalışma denekleri kalabalık şehir ortamındaki yürüyüşün sonrasıyla kıyaslandığında doğadaki bir yürüyüşten sonra daha iyi öğrendiler. Diğer taraftan, önceki çalışmalar kalabalık şehir ortamlarının öğrenmeye ve bireylerin özdenetimlerine zarar verdiğini göstermişlerdi.

Şehir ortamının beyinlerimize aşırı sayıda uyarıcı, bilgi, seçim sunarak onları yorduğu sanılıyor. Yakın zamanda yapılan bu araştırma insan nüfusunun çoğunluğunun şehirlerde yaşadığı bir dönemde dikkat çekiyor.

Araştırmacılar yoğun şehir yaşamının zihnimizi tazelememiz için bize çok az zaman bıraktığını kaydediyor ve biz de küçük molalar (mikro anlar) yaratıyoruz. Ama bu küçük dinlenmeler uzun dinlenmelerle aynı etkiyi yaratmıyor. Hatta uzun vadede beynimizi daha da yoruyorlar. Ama araştırma gösteriyor ki doğa yürüşleri beynimize iyi geliyor ve öğrenme kapasitemizi arttırıyor.

şehir

Şehirler beynimize sürekli olarak yeni deneyimler sunarlar.  Doğadaki çeşitliliğin aksine, bu kentsel deneyimler yıkıcı, stresli ve sıklıkla olumsuz duygusal durumlarla birlikte olabilir. Bu etkiler de temel bilişsel işlevlere zarar verme eğilimindedir.

San Francisco California Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan çalışmalar yeni deneyimlerin kemirgenlerin beyninde yeni nöral tetikleyicileri ortaya çıkardığını gösterdi. Fareler sadece mola verildiğinde deneyimlerini geri getirebilecekleri ya da hatırlayabilecekleri şekilde işleyebiliyorlardı.

Şehirlerdeki uyarıcıların fazlalığı insanları daha kısa dikkat aralığına sokuyor. Sınırlı kapasiteye sahip dikkatimiz için olması gerekenden çok daha fazla uyarıcı var. Aslında, çevre psikoloğu Stephen Kaplan’a (Michigan Üniversitesi’nden) göre, yeşil alan ve psikolojik fayda arasında dikkat önemli bir arabulucudur.

Kentsel çevrede yönlendirilmiş dikkatimize yönelik sürekli olarak yeni talepler ortaya çıkar. Oysa ki doğa dikkatimizin nefes almasına olanak sağlar. Bu kasıtsız dikkat biçimi ruh halini, yönlendirilmiş dikkati ve bilişi geliştirir.

Kaplan’ın araştırması, onun, güçlendirici ortamlar kuramını formüle etmesine yol açtı. Bu güçlendirici ortamlar tipik bir kentsel “yeşil alan” ya da şehir parkından daha fazla biyoçeşitliliğe sahiptir ve kesinlikle uyarıcılar da sağlarlar; fakat olumsuz bir duygusal tepkiyi tetikleyen uyarıcılar değildirler. Basitçe söylemek gerekirse, bu tip çevresel uyarıcılar beynimizin rahatlamasına da izin verir. Kaplan’ın kuramı aynı zamanda algı restorasyon teorisi (ART) olarak da bilinir.

Bireylerin psikolojisi ve yeşil alanların etkisini araştıran daha önceki bir çalışma bu ikisi arasında pozitif bir korelasyon buldu. Görünüşe göre doğal ortamlar insanların daha ilginç ve daha az stresli başka bir dikkat çeşidi oluşturmasını sağlıyor. Biyoçeşitlilik, kentsel bir ortamda bile, zihinsel işlevsellikte önemli bir roller oynuyor. Şehir sakinleri ile ilgili diğer çalışmalar da ağaçlar ve kişisel mutluluk arasında pozitif korelasyonlar bulmuşlardır.

Sosyal ortamların davranışı nasıl şekillendirdiğini açıklamayı amaçlayan ekolojik psikoloji çevre psikolojisi alanının temelini oluşturur. Bu gibi şeyleri çalışan çevre psikolojisi yeni şehir tasarımlarına (daha fazla yeşil alan, parklar, bisiklet parkurları vb ile) doğayı da dahil etmeyi ve doğal alanları korumayı teşvik ediyor. Hatta şehir sakinlerinin psikolojik ihtiyaçlarını özel olarak ele almak için örgütler ortaya çıkmıştır.

Bunlardan biri de New York’ta 1975 yılında kurulan kar amacı gütmeyen Project for Public Spaces’tir. Örgüt kamusal alanları, özellikle parkları, şehir merkezlerini, kamu pazarlarını, şehri ve kampüsleri geliştirmek için çalışıyor.

Kaynak